İslam Mezhep- leri Tarihi'nde de Alevî adı genel anlamda Şîa'nın kollarından Zeydiyye, İsmâiliyye, Oniki İmamiyye, Nusayriyye ve diğer kolları için kullanılmakta- dır.
Alevilikte üçler, beşler, yediler, on iki imam, on dört masum-u pak, on yedi kemerbest ve kırklar şeklinde kavramlar vardır. Üçler: Allah, Muhammed, Ali, beşler: Hz. Muhammed, Fatıma, Ali, Hasan, Hüseyin'dir. Yediler ile ilgili iki rivayet vardır.
Alevilik, Ali ve On İki İmam'ın öğretilerini öğretmiş olduğu varsayılan Hacı Bektaş-ı Veli'nin mistik Alevi İslami öğretilerini takip eden yerel bir İslami gelenektir. Alevi öğretileri dede adı verilen din adamları tarafından aktarılır.
Kürt Aleviliği kavramına yüklenen diğer bir anlam, Türk Aleviliğinden bağımsız olarak değerlendirilen ve Zazaca ile Kurmançça konuşan bazı Kızılbaş (Alevi) aşiretlerin oluşturduğu sosyolojik yapıdır.
Mahmud döneminde Rumeli Bektaşi tekkelerinin kapatılmasıyla ilgili 2 Eylül 1826 tarihli Hatt-ı Hümayun'da yer verilen güruh-ı alevi tabiri yazılı kaynaklarda bugünkü Alevi/Kızılbaş terimiyle aynı anlam içeriğiyle kullanılan ilk tespit olarak kabul edilmiştir.
Buna göre Alevi, Hz. Ali'nin Hz. Muhammed'den sonra devlet başkanlığına Allah ve Hz. Peygamber tarafından tayin edildiğine inanan ve imametin kıyamete kadar Fatıma'dan olan soyunda olduğunu savunan toplulukların müşterek adı olmuştur.
Gusül ve abdest, Alevi inancında önemli bir yer tutar. Alevilikte vücudu yıkayıp temizlemek dışında iç temizliğinin şart olması gerektiğine önem verilir. Eline, diline, beline sahip olmak ilkesine bağlı kalmaya özen gösterir. O bakımdan ''tarikat abdesti'' alarak ikrarını devamlı kılmaya çalışır.
Anadolu'da Kızılbaş
Kızılbaş sözcüğü Anadolu ve Bulgaristan Alevilerini tanımlamak için de kullanılmıştır. Osmanlı kayıtlarında Alevî Türkmen kökenli Seyyid müslümanlara "Kızılbaş" denilmekteydi.
Ali hakkında beslenen inançlara dairdir. Genellikle Şiîler ve Şîa içinde yer aldıkları kabul edilen bazı mezhepler Alevî nisbesini alırlar. Nitekim Zeydiyye, İsnâaşeriyye gibi mutedil Şiîler'in yanında Beyâniyye, İsmâiliyye ve Bâtıniyye mensupları Alevî diye bilinirler.
Laikliğin inanç hürriyetini temin için devletin görevi olarak savunulduğu görülür. İçkinin haram olmadığı, tavşanın pis güvercinin kutsal oluşu dolayısıyla yenilmediği ifade edilir. Alevi ibadet mekânı cemevlerinin çoğalmasıyla birlikte gösteri halinde cem yapılmasının bir yozlaşmayı gösterdiği belirtilir.
Tablo ve Haritalarda görüleceği üzere Alevi nüfus Ardahan, Çorum ve Kahramanmaraş üçgeninde yoğunlaşmıştır. Bu üçgen (Sivas, Erzincan, Tunceli, Tokat, Çorum, Kahramanmaraş, Malatya, Amasya, Erzurum, Yozgat, Bingöl, Adıyaman, Elazığ, Muş, Kars, Ardahan, Bayburt) alevi nüfusun % 75'inden fazlasına kaynaklık etmektedir.
Aleviliğini kaybetmeyen Kürtleşmiş veya Zazalaşmış Türkmenler kendilerini Alevi Kürt veya Alevi Zaza olarak tanımlamaktadır. Ayrıca Alevilik, Tengrizm ile doğrudan bağlantılı olduğundan Türkler harici başka bir milletin Alevi olabileceği düşünülmüyor.
Yüzyıllar boyunca melez topraklar olan Dersim'in tarihine baktığımız zaman günümüzdeki Alevi nüfusun farklı etnik kökenlerin özgün bir sentezi olduğunu görüyoruz : Ermeni, İran Deylem, Kürt ve Türkmen.
Aleviler (Arapça: علويون ʿAlawiyyūn), Arap Alevileri veya Nusayriler (Arapça: نصيرية Nuṣayrīyah), çoğunlukla Levant bölgesinde yaşayan, dini ve etnik bir topluluktur. Şiiliğin erken dönemlerinde ortaya çıkan bir Galiyye kolu olduğu düşünülmektedir.