muhakeme yoluyla bir şeyin şöyle ya da böyle olabileceğine dair bir inanışa sahip hale gelmek.
kanaat: elindekini yeterli bulma, yetinme. kanaat etmek, kendisine verilen ile yetinmek, başka hiçbir bir şeye özenmemek, özellikle çekememezlikten, kıskanmaktan uzak durmaktır.
Elindekine razı olma, azla yetinme anlamında ahlâk terimi.
Kanaatkâr kişi, nimetin nasıl kazanıldığını bilen, israftan kaçınan ve tutumlu olan kimsedir. Gelirine göre harcama yapmayan, lüks ve israf içerisinde olan nice kimselerin varlıklarını kaybedip başkalarına muhtaç hale geldikleri malumdur.
Gerek Danıştay'a intikal eden ihtilaflar sonucu verilen kararlarda gerekse Gelir İdaremizin uygulamalarında; alacaktan vazgeçildiğini gösteren ve inandırıcı olan anlaşmalar ve benzeri belgeler kanaat verici belge olarak kabul edilmektedir.
Kanaat Lideri kavramı, psikolojik bir kavram olup, fertlerin ve toplumların anlama ve kavrama farklılıklarından ötürü, bir gruba veya topluluğa sosyal mesajları veya sosyal olayları, onların anlayacağı ve kavrayacağı dilde anlatan liderdir.
Kanaat; elinde bulunana râzı olma, daha fazlasını istememe hâlidir. İnsan için bu güzel haslet, tükenmeyen bereketli bir hazinedir.
Elindekinden hoşnut olma durumu, kanıklık, yeter bulma, yetinme, fazlasını istememe, doyum. 2. Kanma, inanma.
Kanaatkâr olma, elindekini kâfi görüp fazlasını istememe durumu: Zevceniz sâdelik içinde zarif zevkini kanaatkârlıkla mezcedebilmiş (Refik H.
Dolayısıyla “ğny” kökü (ğanî, iğnâ ve istiğnâ şeklinde) Allah'ın bir fiili olarak kullanıldığı ayetlerde, “Allah Teâlâ'nın kullarından dileğini zenginleştirmesi (muğnî), zâtında ve sıfatlarında her türlü ihtiyaçtan münezzeh olması, kendi kendine yetmesi ve başkasına muhtaç olmaması” anlamını ifade eder.