(ﺩﺑﺎﻏﺖ) i. (Ar. dibāġat) Deriyi terbiye etme, hazırlama sanatı, tabaklık, sepicilik: Zihnî n'ola müstekbiri pend etmese ıslâh / Tathîr edemez cild-i hanâzîri debâgat (Bayburtlu Zihni).
Farsçada dar kelimesi uyku anlamına gelir. Bidar ise, hem uykusuz hem de uyanık demektir.
Didar genelde yüz ve çehre ile dile getirilen bir kelimedir. Bu kelime eski zamanlarda ayrıca yüz güzelliği ve yüzdeki nur olarak da anlatılabilmekteydi. Gündelik yaşamın bir parçası olmamasına rağmen, pek çok değişik eserde ve yazılı kaynaklarda sıkça karşılaşılmaktadır.
kürtçede güzel bir kız ismi. berf yani kar kelimesinden gelir. sondaki "a" harfi de bejna kelimesiyle aynıdır, kelimenin bükülmüş halidir, tek başına bir şey ifade etmez. fakat bir isim için güzel bir ses oluşturur.
İslâm kitap telif geleneğinde eserlerin başındaki önsöz veya girişin adı. Bir müellifin eserine genellikle müellifin ricası üzerine dönemin önde gelen âlim ve ediplerinin yazdığı övücü takdim yazısı.
Dîbâ ise ipekli ve renkli bir kumaşa, atlasa veya canfese, altın veya gümüşle karışık olarak dokunmuş ve birçok çeşidi bulunan kumaşlara verilen isimdir.
(ﺑﺴﻴﺎﺭ) sıf. ve zf. (Fars. bisyār) Çok: Güzellerden vefâ gelmek ne mümkin / Cefâ dersen eğer bisyâr ederler (Necâtî Bey).
bimar - Nişanyan Sözlük. Farsça bīmār بیمار “hasta” sözcüğünden alıntıdır.
ѻ Bîdar etmek (eylemek): Uyandırmak: Buldum (…) diye evin içinde koşmaya başlayarak herkesi bîdar etti (Sâmipaşazâde Sezâî). Bîdar olmak: Uyanık durumda bulunmak, uyanık olmak: Uykudan bîdâr olup fehmeyle aklın var ise / Çeşm-i insâna bu dünyâ oldu gaflet perdesi (Karagöz Gazeli).
dastar: Ekmek hamurunu korumak için üzerine örtülen örtü.